29 Aralık 2009 Salı

Bir Futbol Hikayesi; Ivan Ergiç...[Dar Alanda Uzun Paslar]


Ivan Ergiç denince o meşhur depresyonu ve Marksizm sempatizanı görüşleri dışında pek birşey bilinmiyor. Ben de her sorumlu blogçunun yapması gerekeni yapıyor ve Ivan Ergiç dosyasını açıyorum. Franco Cangele ile başladığımız "Bir Futbol Hikayesi" serisi, Bursaspor'un tabir-i caizse flaş transferiyle, Ivan Ergiç'le devam ediyor.

Bugün Hırvatistan topraklarında kalan fakat 1981 yılında Yugoslav Sosyalist Federal Cumhuriyeti sınırları içerisinde bulunan Sibernik kentinde dünyaya gelen Ivan Ergiç, ülkesinde çıkan iç savaş nedeniyle çocukluğunu yaşamak üzere göçmenler ülkesi Avustralya'ya yol aldı ailesiyle birlikte.

Savaşın esir aldığı Ergiç, Avustralya'da bambaşka bir hayata başladı. Australian Institute of Sport yani bilindik kısaltmasıyla AIS'de futbol hayatına başlayan Ergiç, 1997-1998 sezonunda yani henüz 16 yaşındayken genç yetenekleri keşfetmesiyle nam salmış kulübün banko oyuncularından biri haline geldi. Şimdilerde Dinamo Moskova forması giyen Luke Wilkshire ile dönemdaş olan Ergiç Josip Skoko, Mark Viduka, Lucas Neill, Brett Emerton ve Mark Bresciano gibi yıldızların çıktığı akademinin Dünya futboluna sunduğu bir diğer yıldız oluyordu.

1999'da A-League'nin önemli takımlarından Perth Glory ile profesyonel kariyerine başlayan Ergiç, bir sezonda 32 maç oynayıp 10 gol atınca İtalyan gözlemcilerin ağına takıldı ve Juventus tarafından transfer edildi. Ergiç'in Sibernik'de başlayan hikayesi, Avustralya'nın ardından İtalya'da devam edecekti artık.

Juventus tarafından alındığı sezon hiç vakit geçirilmeden pişmesi için İsviçre'nin önde gelen kulübü Basel'e kiralandı Ergiç. Sibernik'de başlayan maceranın devam filmi için plato değişikliğine gidilmişti. Herkesin beklentisi Ergiç'in Basel'de fazla kalmayıp "yıldızlar karması" Juve'ye döneceği yönündeydi fakat hiçbir şey beklendiği gibi gitmedi. Hayata 1-0 yenik başlayan Ergiç, rakibini bir türlü durduramıyordu.

Başlarda Basel'e çok iyi uyum sağladı ve performansı üst düzeydeydi. Juve, onu yeniden yuvaya döndürmeyi düşünürken çok ağır bir sakatlık ve akabinde hastalık geçirdi. Bu hastalık, kaba tabiriyle öpücük hastalığıydı.

Uzaktan bakınca şaka gibi geliyor ama Ergiç çok ciddi bir hastalığa yakalanmıştı. Başlıca belirtisi aşırı halsizlik olan bu hastalık, sakatlıklarla birleşince Ergiç uzun bir süre sahalardan uzak kaldı.

Derken, bu hastalığı ve sakatlıkları atlattı. Tam herşey düzeldi derken bu kez de psikolojik problemler yakasını bırakmadı. 4 ay bir klinikte tedavi gördü. Juventus rüyası zaten bitmişti ama artık neredeyse futbol hayatı da tehlikedeydi.

Ergiç, yaptığı röportajlarda o dönem çok az meslektaşının kendisine yardımcı olduğunu söylüyor. Bir çoğu, bu genç adamın derdini anlamamış ve kendi ekmeğinin peşine düşmüştü. Futbola bulaşan maçoluk, Ergiç'i fazla "yumuşak" gösteriyordu. Bu zor günlerde Basel teknik direktörü Christian Gross ona güvendi ve kaptanlık pazubandını Ergiç'in koluna taktı.

Ergiç, Juve'den Basel'e kiralandığı 2000-2001 sezonundan Bursaspor'a transfer olduğu 2009-2010 sezonuna dek Basel forması giydi. Son yıllarında bu takımın kaptanlığını yaptı. Basel'in neredeyse tüm başarılarında imzası vardı fakat teknik direktör Christian Gross gidip yerine Bayern Munich'in eski futbolcusu Thorsten Fink getirilince Ergiç, Basel ile yollarını ayırmak durumunda kaldı.

Ergiç, Basel macerasının ardından birçok teklif almıştı ve profesyonel menajerlerle çalışmadığı için transfer görüşmelerini kendisi yürütüyordu. Bursa'ya geldi, şehri gezdi ve yöneticilerle görüşüp gitti. Herkes transfer yattı diyordu ki bir haber ulaştı şehre. Ergiç, Bursaspor'un şartlarını kabul etmişti. Derken, Bursaspor'un kampına katıldı. Bundan sonrasını yani Ergiç'in Türkiye macerasını anlatmaya gerek yok. Sadece saha dışındaki tavırlarıyla değil saha içiyle de örnek bir oyuncu olduğunu kısa zamanda kanıtladı ve şu an Bursaspor'un en golcü futbolcularından biri. Bursaspor sezon başında böyle bir transfer yapmasa belki yine üst sıralarda olacaktı ama futbolu bu denli beğenilmeyecek, geleceğe bu kadar emin bakamayacaklardı. Yıllardır Brezilyalı alıp yanılan Bursaspor, bir Sırp'la turnayı gözünden vurmuştu. Teksas, aradığı yabancıyı yine Balkanlar'dan bulmuştu.

Ergiç'in yabancı bir yayınla yaptığı röportajdan kendimce küçük alıntılar yaptım. Bu alıntıları bire bir değil de tornamdan geçmiş şekliyle sizlere sunacağım. İşte Ergiç'in hayatını yansıtan mottolar;

*Özel günlerden nefret ediyor.
*Menajerlere para peşinde koşan asalaklar diyor.
*Hastalığının Juventus döneminde yaşadıklarıyla ilintili olduğunu düşünüyor.
*Sırp milli takımındaki ortamı, şovenist bulduğu için milli takımı bıraktığını söylüyor.
*Futbola bulaşan para ile oyunun kirlendiğini düşünüyor.
*Futbolcuların ilahlaştırılmasına tamamen karşı. Baselli futbolcularla formalarını değiştirmeyen Barcelonalıların bu davranışını onlardaki büyüklük kompleksiyle açıklıyor.
*Abartılı ve başarıya endekslenen futbol organizasyonlarını eleştiriyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder