28 Ocak 2010 Perşembe

Harry...Harry Kewell..



Harry,

Sen yokken biz kimlere sevindik transfer diye, kimler geldi oynadı bu takımda. Sonra sen geldin bir değişim heyecanı sardı hepimizi. Turuncu formayı sevdik ilk önce. Turuncu forma mı olurmuş derdik, senin üzerinde görene kadar. Gittik aldık hemen.
Sen değişimin başlangıcıydın, eskilerden tanıdık bir yüzdün aynı zamanda. Hep hayal ettiğimiz topçuydun, biz 10 numaraları severiz genelde, sen hem 10 numaraydın hem 9 numaraydın gönlümüzde..

Şu anda başına gelen sakatlık yıllardır başının belası olan sakatlık. Seni dünyanın en iyi topçularından olman için engelleyen sakatlık. Kim bilir Harry, belki de Galatasaray'a getiren sakatlık.

Ne diyordun şu GS Mobile reklamında:

Çok defa düştüm,düşürüldüm. Artık bitti dediler. Ayağa Kalkamaz dediler. Galatasaray'da yeniden doğdum.


Sen yeniden doğmuştun Ali Sami Yende. Biz de yeniden doğmuştuk senin duruşunu görünce. O sahada duruşun bile yetti aşık etmeye.

Düştün, düşürüldün yine heyhat. Hayat sana ikinci patlamanı yapman gereken zamanda yine bir çelme taktı. Ama bil Harry, kalkacaksın yeniden. Sen yerde kalmayacaksın.

Bugün gazetelerdeki haberleri okudukça ölümüne sevdiğim bir arma bana itici geldi. Doğru mudur bu haberler bilinmez. Ama biz günü kurtarmak için adam harcayan bir takımı tutmamıştık. Eğer seni böyle yerde bırakırlarsa Harry, bil ki yaptıkları bütün doğruları tek bir yanlış ile götürecekler.

Bunu her topçu için söyleyemeyiz biz, bunu sadece özel adamlar söyletebilir. Çok doluyum Harry, resmini her gördüğümde, adını her duyduğumda bir başka oluyorum. Sanki üzdüğüm, kırdığım bir sevgilinin sırtını dönüp gitmesi gibi bu.

Sen yeniden kalkacaksın ama elini tutup kaldıranlar biz olalım. Tek istediğim bu..
[Takımdan Ayrı Düz Koşu]

30 Aralık 2009 Çarşamba

Alparslan Erdem Gençlerbirliği'nde...



Galatasaray'da bekleneni veremeyen genç sol bek Alparslan Erdem, Gençlerbirliği'ne transfer oldu..

Galatasaray'ın geçtiğimiz sezon başında Werder Bremen'den transfer ettiği ancak bir türlü bekleneni veremeyen futbolcusu Alparslan Erdem, Gençlerbirliği'ne transfer oldu.

Ankara ekibiyle 2,5 yıllık sözleşme imzalayan Alparslan için Gençlerbirliği'nin Sarı-kırmızılı kulübe ne kadar bonservis bedeli ödediği ise açıklanmadı.

Ümit Milli Takım forması da giyen 21 yaşındaki sol bek Alparslan, Galatasaray Teknik Direktörü Frank Rijkaard'ın da gözden çıkardığı isimler arasında yer alıyordu.

29 Aralık 2009 Salı

İlk Sarı-Kırmızı Formaları Kimler Dikmişti?...[Gayin-Sin]

1908-serisi-forma-sertifika-ozel-ambalaj1

Tarihin şaşmaz kuralıdır. Başarılı olan oluşumların (devlet, şahıs, kurum, kulüp, vesaire) kökenine ilişkin mitolojiler yaratılmıştır hep sonradan. Mesela Roma’nın kuruluşuna ilişkin Romus-Romulus efsanesi bunlardan biridir. Keza, Osmanlı Devleti’ne ilişkin Osman Gazi’nin gördüğü ileri sürülen rüya da bir post prodüksiyondur. Sonradan uydurulmuştur yani.

Spor tarihimizde, özellikle de kulüplerimizin tarihlerinde de bu efsaneler çok yaygın. Spor kulüplerimiz, başarısız bir başlangıç üzerine bir başarı inşa edilemeyeceği düşünüldüğü için, hangi tarihte nerede oynadıkları meçhul olan ilk maçlarında genellikle 2-0 galip getirilmişlerdir nedense. (Burada, zaman ve fırsat bulunca kulüp tarihlerimizin “gizli” tarihi konusunda ezber bozucu yazılar yayınlanacağını söyleyerek bu bahsi kapatalım.)


Bilindiği gibi sarı-kırmızı, Galatasaray’ın üçüncü ve sonuncu renkleridir. Başlarda giyilen kırmızı-beyaz forma, Yıldız’da oturan Padişah’ın, özellikle de ondan daha vesveli olan hafiyelerinin gazabına uğramamak için terkedilmiştir hemen.

Galatasaray’ın ilk kırmızı-beyaz forması biraz ilginç bir tasarıma sahiptir. Arsenal’in klasik formasını andırır kısmen. Bugünkü anlamda düğmeli bir gömlek olan bu formanın sadece yakası kırmızı, gövdesi ve kolları beyazdı. Mekteb-i Sultani’de okuyup futbolculuk yapanlar bu forma-gömlekleri günlük olarak siyah çuhadan yapılma ceketlerinin içlerine giyerdi çoğunlukla. Kırmızı-beyaz ilk formaları Galatasaray’ın bir ve iki numaralı kurucuları Ali Sami Yen’in kızkardeşiyle Asım Tevfik Sonumut’un annesi dikmişti.

Galatasaray’ın, üstü sonraları biraz örtülmeşe çalışılsa da, ikinci rengi sarı-lacivertti. Bu renk Konstantinopolis Futbol Ligi’ne katılırken saptanmıştı 1906’da. Formalar için İngilizler’in işlettiği Economic Kooperatifi’nde çalışan ve kendisi de bir futbolcu olan Yanni Vassilidis’ten yardım istemişti Galatasaray kurucuları.

Vassilidis ise onlara Birmingham’da faaliyette bulunan William Schillcock mağazasının katoloğunu göstermiş ve beğendikleri forma ve ayakkabıları seçmelerini istemişti. Parçalı bir sarı-lacivert formada karar kıldı Galatasaray kurucuları. Böylece sipariş verildi ve formalara kavuşuldu.
1905ilktakim
Mesela Galatasaray 25 Kasım 1906 tarihinde İmojen’le oynadığı ligdeki ilk karşılaşmasına bu formayla çıkmıştı. Galatasaray’ın bilinen en eski fotoğrafındaki (yukarıdaki fotoğraf) formalar da bu renktir.

Ne zamana kadar kullandı Galatasaray bu formayı? Tam iki sezon. Yani 1906-1907 ila 1907-1908 sezonları boyunca.

Yeni sezon, yeni renkler, yeni forma

1908-1909 sezonu için yeniden yeni bir renk arayışına çıktı Galatasaray kurucuları. Sezon başlayacaktı, bu yüzden de İngiltere’ye forma siparişi verecek zaman yoktu. Bahçekapı’daki Şişman Yanko Ananiyadi’nin dükkânına gitti Ali Sami, Asım tevfik ve Emin Bülend Beyler.

“Vişneye çalan koyuca tatlı bir kırmızı”yla “turuncudan iz taşıyan tok bir sarı” bu dükkânda saptandı. Ali Sami Yen daha sonra bu iki rengin parlaklığını, bir saka kuşunun başıyla kanadının yarattığı renk güzelliğiyle tanımladı.

Fazla zaman yoktu. 6 Aralık 1908 tarihinde HMS Barham maçına çıkacaktı Galatasaray. Bundan sonrasını Ruşen Eşref Ünaydın’dan dinleyelim:

“O pazara hemen yeni gömlekleri yetiştirmek gerekiyordu. Bunlardan çoğunun bir gecede diktirilmesi işini Ali Sami Yen ve Asım Tevfik Sonumut üzerlerine aldılar. Biliyorum ki gömleklerden epeyicesini Ali Sami o gece kız kardeşlerine diktirdi. Bir kısmını da yarına kadar muhakkak yetiştirmeye söz verebilecek arkadaşlara dağıttılar. Kumaş pay edilenlerden olarak dört gömlek yetiştirilmesi işi de bana verilmişti.”

refeatnurigfcntekin

Görüldüğü gibi sarı-kırmızı formanın dikiminde birçok kişi çalışmıştı. Anneler, anneanneler, ablalar, kızkardeşler, teyzeler. Bunlar arasında Ruşen Eşref Ünaydın’ın anneannesi ve büyük teyzesi (yukarıdaki fotoğraftaki Reşat Nuri Güntekin’in annesi) de vardı. Böylece bir not düşmüş olalım tarihe, o tarihte, orada olan Ruşen Eşref Ünaydın’ın aktarımı ve şahitliğiyle. Sanırız formaları kimin diktiğine ilişkin gerçeği yansıtmayan söylentilere bir son verilmiş olur.

Burada bitmemeli bu öykü. Çünkü söylecek bir söz daha var. Özellikle de 6 Kasım 1908’de ilk kez sarı kırmızı formayla sahaya çıkan Galatasaray’ın elde ettiği sonucu merak edenler daha bir kulak kabartmalı bu söze.

Sanılanın ve umulanın aksine Galatasaray 2-0 kazanmadı o maçı. Yenildi. 3-1 Barham’ın galibiyetiyle bitti o maç. Ama Galatasaray bu başarısız sonucun üzerine müthiş başarılı bir tarih inşa etmeyi yine de başardı. Hem de sarı kırmızı formayla katıldığı ilk Konstantinopolis Futbol Ligi’nde şampiyon olarak.

Burak Eren'in Altın Galatasaray'ı(2000-2009)...[Sportif Cümleler]

Goal.com'da takımlarımızın son on yılın en iyi 11'lerini gördükten sonra bende böyle bir kadro kurma isteği duydum. Son 10 yıla genel olarak baktığımızda 2000'de gelen Uefa Kupası ve Süper Kupa, 2001 ve 2002'de de Avrupa'da söz sahibi olmamızın ardından belirli bir düşüş yaşamıştık. 2002 ile 2008 arasında çok iyi futbolculara sahip olamadık, çok fazla değişiklikler yaptık ve istikrar tutturamadık. Bu yüzden 2000'lerin ilk 2 yılı ve son 2 yılı Galatasaray açısından gerek başarı, gerek kadro, gerekse kalite açısından çok verimli geçti. Ben kendi 11'imi yazıyorum, sizlerde yorum kısmında kendi 11'inizi belirtirseniz kadrolarımızı konuşabiliriz.


Sistem: 4-1-3-2

Kaleci: Faryd Mondragon

Aslında Taffarel'i de yazmak mümkündü ama Mondragon'un bende bıraktığı etki çok farklı oldu. Çünkü son 10 yılın 6'sında Galatasaray'ın kalesinde Mondragon'u gördük. Bugunlerde sıklıkla kalecinin en önemli özelliğinin takıma vereceği güven olmasından bahsediyorum. Mondragon 2000'lerde kötü giden yıllarda bile kalesinde güven vermiştir ve Galatasaray'ın unutulmazları arasına girmiştir. Refleksleriyle, defansa verdiği güvenle, maç kurtarabilme özelliğiyle benim bir numaralı kalecim durumunda.

Sağ Bek: Sebastian Perez

Perez'in Galatasaray'da ne kadar müthiş iş yaptığını o takımdan ayrıldıktan sonra daha iyi anladım. Galatasaray, Perez'in ardından uzun yıllar gerçek bir sağ bek aradı. Belki de hala arıyor. Tekniği, sürati, akılcı futbolu, gerek hücumda gerekse savunmada verdiği katkı inanılmazdı. Galatasaray'da bir sezon oynamış olabilir ama bıraktığı izlenimleri ben hala konuşuyorum.

Stoper: Rigobert Song

Biraz daha fazla para kazanmak uğruna Galatasaray'dan ayrılmasaydı bugün Kewell gibi çok farklı bir noktaya ulaşabilirdi. Buna rağmen kalitesiyle, eğlenceli tavırlarıyla, verdiği güvenle Galatasaray'lıların unutmayacağı bir stoper durumunda. Bugünlerde geriden top yapma ve defansa liderlik yapabilecek bir futbolcunun öneminden sürekli bahsediyoruz {hatta Meira bile keşke takımda kalsaydı diyorum}. Bunları düşününce Song'un önemi biraz daha ortaya çıkıyor. Hagi'nin Galatasaray'ın da Song altın çağını yaşamıştı, Gerets'le gelen şampiyonlukta liderlik özellikleri ile efsane olma yoluna girmişti.

Stoper: Gheorghe Popescu

Stoper deyipte Popescu'yu bu listeye yazmamak olmaz. Galatasaray'da bıraktığı izlenim, getirdiği çıta ile takımdan ayrıldığı 2001 yılından bu yana hala onun gibi bir stoper arıyoruz. Bir stoper oyunun iki yönünü nasıl oynar ben bunu Popescu'da görmüştüm. Onun Galatasaray savunmasına getirdiği kalite çok farklıydı. Liderliği ve kalitesiyle etrafında oynayan futbolculara büyük bir güven ve farklı bir boyut getiriyordu.

Sol Bek: Ergün Penbe

Sol bek olarak Hakan Ünsal'ı da seçmek mümkündü ama benim kriterlerim sadece saha içerisinde gösterilecek performansla ilgili olmadığından Ergün Penbe'yi yazmak istedim. Ergün Penbe oyunun iki yönü nasıl oynanır bizlere izleten futbolcuların başında geliyordu. Orta sahanın ortasında, sol açık, sol bek ve hatta bir maçta stoper bile izledim onu. Ergün'ün sol bek olarakta çok kaliteli bir futbolcu olduğunu düşündüğüm için sol bek tercihim ondan yana oldu. Son 10 yılımıza baktığımda Galatasaray'ın bek konusunda bir hayli sıkıntı yaşadığını söylemek mümkün olacak. Son 10 yılda Ergün Penbe, Hakan Ünsal ve Hakan Balta dışında buraya yazabilecek kalitede bir sol bek göremiyorum.

Ön Libero: Suat Kaya

Dedim ya Galatasaray'da bazı futbolcular oynadıkları futbolla çıtayı çok yükseltmeleri sonucunda o bölgelerde oynayan bir çok futbolcuyu beğenmez olduk. Suat Kaya'nın takımdan ayrılmasının ardından çok fazla ön libero arayışına gidildi ve bu açık ancak son zamanlarda kapatılabiliyor. Oynadığı dönemde takımın dinamosu durumundaydı. Maç içerisinde fazla gözükmezdi, topla fazla oynamazdı, spikerin Suat Kaya isminden fazla bahsettiğini duymazdık ama maç içerisinde en çok koşan, mücadele eden futbolcuların başında geliyordu. Ayrıca 30'lu yaşlardan sonra bu performansı göstermek her babayiğidin harcı olmasa gerek.

Sağ Açık: Arda Turan

Arda Turan'da yönlü futbol konusunda günümüzün en önemli isimlerinden. Bizler onu daha çok sol açık olarak izlemeye alıştık ama kendisi sağ kanatta da ve orta sahada da oynayabiliyor. Bu 11'i koyduğum isimlere bakınca Arda'yı bu yüzden sağ açığa koymak istedim. Arda Turan son 10 yılın 3 senesinde gösterdiği çıkışla bu kadroda olmayı hak etti ve Arda'da ki potansiyel gelmiş geçmiş en önemli Türk futbolcu olabilecek kapasitede.

Sol Açık: Harry Kewell

Oynadığı 1.5 sezonda efsane olmayı başarabilen nadir futbolculardan birisi oldu. Skibbe döneminde kalitesini belli etmesine rağmen yaşadığı sakatlıklar ve performans istikrarı sebebiyle onu tam anlamıyla izleyememiştik. Ama Rijkaard'ın elinde Kewell 32 yaşında yeniden doğru ve bizlere müthiş bir futbol keyfi sunuyor. Umarım onu Galatasaray'da mümkün olduğu kadar daha fazla izleyebiliriz. Kalitesinin yanında profesyonel durumu ve yaşayışıyla genç futbolcular açısından büyük bir örnek konumunda.

Ofansif Orta Saha: Gheorghe Hagi

2000'den sonraki Hagi'ye baktığımda artık olgunluğunun son demine ulaşmış, tecrübesini bütün takıma yansıtmış ve kalitesiyle Galatasaray'ın Uefa ve Süper Kupa'yı alan kadrosunun en önemli parçası olmuştur. Onun futbolunu, gollerini, paslarını, hareketlerini izlemek bizler için büyük keyif oldu. Türkiye'de oynaması büyük bir şanstı ve bu şansı iyi değerlendirdiğimizi düşünüyorum. Ayrıca Hagi takımdan ayrıldıktan sonra sürekli yeni bir Hagi yaratma peşine düştük. Sergen Yalçın, Felipe, Revivo, Lincoln, Sasa İliç gibi futbolcularda onu aradık haliyle bulmamız pek mümkün olmadı.

Forvet: Mario Jardel

Galatasaray'a transfer olduğunda inanamamıştım ve sahaya çıktığı ilk güne kadarda kafamda hala Jardel'i gerçekten transfer ettik mi soruları vardı. Çünkü Avrupa'da altın ayakkabı almış bir futbolcuyu transfer etmek Türkiye'nin pek fazla alışık olduğu bir durum değildi. Galatasaray'da oynadığı bir sezonda yine kalitesini gösterdi. Özellikle ligin ilk yarısında neredeyse her maçta bir gol atma ortalaması vardı ama sezonun ikinci yarısında yaşadığı sakatlıklar biraz performansını düşürdü. Buna rağmen Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynayan kadronun en önemli parçalarından birisi olmuştur. Galatasaray'ın hatası ondan çabuk vazgeçmek ve vazgeçtiği ücretin {ayrıca gelen takas futbolcularının} çok komik olmasıydı.

Forvet: Milan Baros

Baros'un önemini o sakatlandıktan sonra iyice anlamaya başladım. Geçtiğimiz sezon gol krallığına ulaşmasına rağmen takım kötü gidince onun performansını pek fazla değerlendiremedik. Ama bu sezon müthiş işler yaptığını ancak o sakatlandıktan sonra gördük. Tartışmasız Galatasaray'ın son zamanlarda gördüğü en kaliteki futbolculardan birisi ve Baros'da Kewell örneğinde olduğu gibi bu takımda kendisini yeniden kanıtladı.

Bir Futbol Hikayesi; Ivan Ergiç...[Dar Alanda Uzun Paslar]


Ivan Ergiç denince o meşhur depresyonu ve Marksizm sempatizanı görüşleri dışında pek birşey bilinmiyor. Ben de her sorumlu blogçunun yapması gerekeni yapıyor ve Ivan Ergiç dosyasını açıyorum. Franco Cangele ile başladığımız "Bir Futbol Hikayesi" serisi, Bursaspor'un tabir-i caizse flaş transferiyle, Ivan Ergiç'le devam ediyor.

Bugün Hırvatistan topraklarında kalan fakat 1981 yılında Yugoslav Sosyalist Federal Cumhuriyeti sınırları içerisinde bulunan Sibernik kentinde dünyaya gelen Ivan Ergiç, ülkesinde çıkan iç savaş nedeniyle çocukluğunu yaşamak üzere göçmenler ülkesi Avustralya'ya yol aldı ailesiyle birlikte.

Savaşın esir aldığı Ergiç, Avustralya'da bambaşka bir hayata başladı. Australian Institute of Sport yani bilindik kısaltmasıyla AIS'de futbol hayatına başlayan Ergiç, 1997-1998 sezonunda yani henüz 16 yaşındayken genç yetenekleri keşfetmesiyle nam salmış kulübün banko oyuncularından biri haline geldi. Şimdilerde Dinamo Moskova forması giyen Luke Wilkshire ile dönemdaş olan Ergiç Josip Skoko, Mark Viduka, Lucas Neill, Brett Emerton ve Mark Bresciano gibi yıldızların çıktığı akademinin Dünya futboluna sunduğu bir diğer yıldız oluyordu.

1999'da A-League'nin önemli takımlarından Perth Glory ile profesyonel kariyerine başlayan Ergiç, bir sezonda 32 maç oynayıp 10 gol atınca İtalyan gözlemcilerin ağına takıldı ve Juventus tarafından transfer edildi. Ergiç'in Sibernik'de başlayan hikayesi, Avustralya'nın ardından İtalya'da devam edecekti artık.

Juventus tarafından alındığı sezon hiç vakit geçirilmeden pişmesi için İsviçre'nin önde gelen kulübü Basel'e kiralandı Ergiç. Sibernik'de başlayan maceranın devam filmi için plato değişikliğine gidilmişti. Herkesin beklentisi Ergiç'in Basel'de fazla kalmayıp "yıldızlar karması" Juve'ye döneceği yönündeydi fakat hiçbir şey beklendiği gibi gitmedi. Hayata 1-0 yenik başlayan Ergiç, rakibini bir türlü durduramıyordu.

Başlarda Basel'e çok iyi uyum sağladı ve performansı üst düzeydeydi. Juve, onu yeniden yuvaya döndürmeyi düşünürken çok ağır bir sakatlık ve akabinde hastalık geçirdi. Bu hastalık, kaba tabiriyle öpücük hastalığıydı.

Uzaktan bakınca şaka gibi geliyor ama Ergiç çok ciddi bir hastalığa yakalanmıştı. Başlıca belirtisi aşırı halsizlik olan bu hastalık, sakatlıklarla birleşince Ergiç uzun bir süre sahalardan uzak kaldı.

Derken, bu hastalığı ve sakatlıkları atlattı. Tam herşey düzeldi derken bu kez de psikolojik problemler yakasını bırakmadı. 4 ay bir klinikte tedavi gördü. Juventus rüyası zaten bitmişti ama artık neredeyse futbol hayatı da tehlikedeydi.

Ergiç, yaptığı röportajlarda o dönem çok az meslektaşının kendisine yardımcı olduğunu söylüyor. Bir çoğu, bu genç adamın derdini anlamamış ve kendi ekmeğinin peşine düşmüştü. Futbola bulaşan maçoluk, Ergiç'i fazla "yumuşak" gösteriyordu. Bu zor günlerde Basel teknik direktörü Christian Gross ona güvendi ve kaptanlık pazubandını Ergiç'in koluna taktı.

Ergiç, Juve'den Basel'e kiralandığı 2000-2001 sezonundan Bursaspor'a transfer olduğu 2009-2010 sezonuna dek Basel forması giydi. Son yıllarında bu takımın kaptanlığını yaptı. Basel'in neredeyse tüm başarılarında imzası vardı fakat teknik direktör Christian Gross gidip yerine Bayern Munich'in eski futbolcusu Thorsten Fink getirilince Ergiç, Basel ile yollarını ayırmak durumunda kaldı.

Ergiç, Basel macerasının ardından birçok teklif almıştı ve profesyonel menajerlerle çalışmadığı için transfer görüşmelerini kendisi yürütüyordu. Bursa'ya geldi, şehri gezdi ve yöneticilerle görüşüp gitti. Herkes transfer yattı diyordu ki bir haber ulaştı şehre. Ergiç, Bursaspor'un şartlarını kabul etmişti. Derken, Bursaspor'un kampına katıldı. Bundan sonrasını yani Ergiç'in Türkiye macerasını anlatmaya gerek yok. Sadece saha dışındaki tavırlarıyla değil saha içiyle de örnek bir oyuncu olduğunu kısa zamanda kanıtladı ve şu an Bursaspor'un en golcü futbolcularından biri. Bursaspor sezon başında böyle bir transfer yapmasa belki yine üst sıralarda olacaktı ama futbolu bu denli beğenilmeyecek, geleceğe bu kadar emin bakamayacaklardı. Yıllardır Brezilyalı alıp yanılan Bursaspor, bir Sırp'la turnayı gözünden vurmuştu. Teksas, aradığı yabancıyı yine Balkanlar'dan bulmuştu.

Ergiç'in yabancı bir yayınla yaptığı röportajdan kendimce küçük alıntılar yaptım. Bu alıntıları bire bir değil de tornamdan geçmiş şekliyle sizlere sunacağım. İşte Ergiç'in hayatını yansıtan mottolar;

*Özel günlerden nefret ediyor.
*Menajerlere para peşinde koşan asalaklar diyor.
*Hastalığının Juventus döneminde yaşadıklarıyla ilintili olduğunu düşünüyor.
*Sırp milli takımındaki ortamı, şovenist bulduğu için milli takımı bıraktığını söylüyor.
*Futbola bulaşan para ile oyunun kirlendiğini düşünüyor.
*Futbolcuların ilahlaştırılmasına tamamen karşı. Baselli futbolcularla formalarını değiştirmeyen Barcelonalıların bu davranışını onlardaki büyüklük kompleksiyle açıklıyor.
*Abartılı ve başarıya endekslenen futbol organizasyonlarını eleştiriyor.

Cesaret...


Medeniyet seviyesi...